MARA vs BIANCA

Hayatımı zenginleştiren 4 ayaklı dostlarımın anısına…

Bianca’nın Günlüğü

Bianca’nın Günlüğü 1:  Hav!

Bugün yeni bir annem oldu!

Ben bir mağazadaki sıkış tepiş cam bölmenin içinde yan gelip yatıyordum. Oradan geçen tüysüz, ön ayakları yere bile değmeyen yaratıklar cama vurup garip sesler çıkarıyorlardı.

İşte onlardan ikisi gelip beni kucakladıkları gibi yeni bir eve götürdüler.  Kocaman karnı olan kadın pek bir mutluydu. Yanındaki adam ise huzursuz görünüyordu. Apartman dedikleri bir yerden bahsediyorlardı ve ikinci bir köpeğin komşular tarafından nasıl karşılanacağını merak ediyorlardı. Her neyse o köpek dedikleri şey! Umarım komşu da yenecek bir şeydir, açım!

Beni alelacele hareket eden bir kutuya soktular. Adı asansörmüş. Veee eve geldik.

Aman allahım, içeride kızıl tüylü, kocaman biri var, sanırım annem, kokusu gayet hoş geldi burnuma! Kuyruğumu sallayarak üstüne atladım ama o tüylerini dikip koltuğun arkasına kaçtı. Demek ki böyle yapmak gerekiyormuş, ben de hemen arkasından gidip koltuğun arkasına yattım. İki ayaklı yaratıklar “Tren gibi, hallerine bak” diye gülüşüyorlar. Trenin ön kısmı çok huysuz, ne zaman yaklaşmaya çalışsam hırlıyor. Umarım sürüdeki herkes bunun kadar huysuz değildir.

“Mara” diye seslendikleri zaman kalkıp gidiyor yeni annem. Demek ki kendi dillerinde “gel” demek bu. E, ben de gideyim o zaman… Bana da bakıp “Bianca” diyorlar ama henüz o sözcüğün anlamını öğrenemedim. “Mara” dedikleri zaman, yeni annemle birlikte  yanlarına  gittiğimde; “Maralar geldi, isim bulmak için uğraşmasaydık keşke yeni köpeğe” deyip gülüşüyorlar. Küçük de olsam biraz saygı fena olmazdı.

Yeni annem biraz gıcık. Kocaman bir koltuğu var, ben de yanına çıkıp yattığımda söylenmeye başlıyor. Sanırım üstünde dolaşmamdan hoşlanmıyor. Olsun, ben ona sokulup uyumaktan çok hoşlanıyorum.

Karnı kocaman olan kadın bazen kulağına bir şey dayayıp kendi kendine konuşmaya başlıyor. Ben onun ne olduğunu anlamadım. Zaten tadı da pek kötü. Üstelik bir araba laf işittim kemirdim diye. Ben de halıyı yerim o zaman, daha lezzetli görünüyor.

İşte o tadı kötü şeyle, adı telefonmuş, konuşurlarken duydum, Evlerinde bir İrlanda Setter’i varmış, iki yaşındaymış. Bir de Golden Retriever almışlar o da henüz iki aylıkmış. Setter’in adı Mara, Retriever’ın adı ise Bianca imiş. Aaa, benden mi bahsediyorlar, yoksa ara sıra ayna dedikleri yerde görüp havladığım beyaz tüylü küçük şeyden mi? Her neyse, karnı kocaman olan kadın, Çiğdem, henüz anne ve babasına köpek aldığını söylememiş. Yanındaki adam, Edo,   o da kendi anne babasına köpeğin arkadaşlarına ait olduğunu söylemiş. Meğer, karnı kocaman olan kadının karnında bebek varmış. Mara söyledi  benimle konuşmaya karar verdikten sonra. Anne babalar “Bebek gelen evde köpek olmaz” diyorlarmış. Bunlar “Bebek gelen evde bu kadar az köpek olmaz” diye anlamışlar herhalde ki,  beni de kattılar sürülerine. İnsallah Çiğdem fazla yavrulamaz, yoksa nasıl sığacağız o koltuğa?

Çok dertliyim, çook!

Bianca

Bianca’nın Günlüğü 2: Eve Alışıyorum

Yeni evime yerleşeli bir ay oldu. Ev iyi hoş ama bir sürü kural var. Yok gazeteyi yeme, yok kabloyu kemirme, gazeteyi sadece tuvalet için kullan, hayır, tuvalet için kullandığın gazeteyi de yeme, halının haline bak yiye yiye kilime çevirdin, kapıyı açık bulsam kaçacağım valla!

Aynadaki köpeğe gıcık oluyorum, ben havlayınca o da havlıyor. Mara her ikimize de havlıyor. Zaten ben yokmuşum gibi davranıyor. Mara’yı günde iki kere sokağa çıkarıyorlar. Ben daha küçükmüşüm, o yüzden evde kalıyorum.

Derken bir gün Pelin geldi. Pelin Çiğdem’in kardeşi. Mara kıskanmasın diye beni gizli gizli seviyor. Üstelik o da Çiğdem’in kurallarından şikayetçi. Pelin gelince hayat çok güzel oluyor. O, ben ve Mara birlikte uyuyoruz. Sevmediği yemekleri masanın altından bize yediriyor. Bu evde yemek seçme özgürlüğü yok. Mama yerine balkonun kapısını yedim diye ceza aldım. Despot kadın!

Bu arada yeterince büyüdüğüme karar verip beni de dışarı çıkarmaya başladılar. Komşular iki tane köpekleri olduğunu anlamasınlar diye gizli gizli çıkıyoruz. Sonunda bir gün, apartmandaki huysuz ve yaşlı adamla karşılaştık. Beni Mara zannetti ve kötü kötü bakıp “Bunun rengi değişmiş” dedi. Çiğdem de “Yıkadık” diye cevap verip benimle birlikte asansöre attı kendini. Adam arkamızdan “Yıkamakla olur mu yahu!” diye söyleniyordu.

Edo bizimle dışarı çıkmaya bayılıyor. “Her allahın günü iki kereden 15 sene boyunca çıkarsam 11.000 kere eder” diye hesap yapıyor. Ben de onu çok seviyorum.

En nihayet bugün Çiğdem’in anne ve babasını görmeye gittik. Babası beni görünce “Hay allah!” dedi. Herhalde insanlar sevinince böyle söylüyor.

Sevilmek çok güzel, benden de “Hay allah” o zaman!

Bianca

Bianca’nın Günlüğü 3:  Köpeklerin Doğası

Bugün size köpeklerin doğası hakkında bilinmeyenleri açıklamaya başlayacağım. Bu önemli bilgilerden hem sizin hem de Mara’nın faydalanacağını umuyorum. Nasıl köpekse bu,  hiçbir şeyden haberi yok.

Öncelikle size bir kemik verildiği zaman onu kötü günleriniz için şeye eee, bir koltuğa  gömmelisiniz  ! Bunu Mara’ya bir türlü öğretemedim. Gidip evdeki yegane saksıya gömüyor kemiğini. Bu hayvanda hiç içgüdü kalmamış. Üstelik her tarafı toprak içinde bıraktığı için bir de azar işitiyor. Oysa benim yöntemim son derece içgüdüsel ve doğru. Yalnız, kemiğimi evdeki kötü niyetlilerden korumak biraz zor oluyor. Çalmasınlar diye koltuğumun başında bekliyorum. O koltuğun önünden biri geçtiği vakit hemen önlem alıp kemiğimi başka bir koltuğa gömüyorum. Biraz yorucu tabi. En sonunda pes edip kemiği yiyorum. Karnımda daha güvende!

Apartmandaki huysuz adam bizi burada istemiyor. Apartman toplantısında “Bu köpekler bu evden gitmezse ben de bıyıklarımı keserim” diye bağırmış. Benim yardımsever sahibim de “Siz yorulmayın, hangi marka tıraş bıçağı kullanıyorsanız ben alayım” demiş. Neden bilmiyorum, adam daha çok kızmış.

Bu arada Çiğdem tam iki kez yavruladı ve her seferinde ancak bir yavru çıktı ortaya. Peeh, bu insanlar da iş yok! Benim tam altı kardeşim vardı. Mara’nın  ise 10 kardeşi varmış. Bu yavrular biraz gürültücü. Sanırım bu yüzden apartmandan taşınmaya karar verdiler. Yoksa biz böyle iyiydik.

Artık bahçeli bir evimiz var. Ben yine de kemiklerimi koltuğa gömmeye devam ediyorum, ne olur ne olmaz! Anlayamadığım şey, gürültücü olan öbür yavrular iken bahçeye sepetlenen niye biziz?

Gidip sağa sola havlamam lazım. Eve biri girip kemiklerimi çalabilir. Biz Golden Retrieverlar koruma köpeği olarak bir numarayız. Eve geleni süper yalarız. Üstelik salladığımız kuyruk en korkunç kemik hırsızını bile hemen kaçırır. Ben olmasam bu evi kim koruyacak?

Hev!

Bianca

One response to “Bianca’nın Günlüğü

  1. aysu erker 30 Mart 2011, 16:49

    biaca’nın günlüğünün devamı bekliyorum çok eğlenceli:)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logo

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: